24 Temmuz 2010 Cumartesi
Önemsiz
20 Temmuz 2010 Salı
Başlamak
Hangimiz dogarken şoyle dogayım dedik ya da bunun gibi birşey işte çok düşünmek gerekli mi bilemedim..Belki de doğum da başlangıç degil zaten.Hatta ölüm bile olabilir..Ve biz şuan
ölü hayatını yaşıyoruzdur yürüyen ölüler olmadığımızı gösterebilcek biri var mı ? Ya birileri ağlıyorsa öbür tarafta bize mezarımızda yas tutuyorsa ya da öylesine biri geçerken bakıyorsa taşımıza
ve bu da genç gitmiş diyorsa.Ölüm diyoruz üstüne titriyoruz hayatın..Zihin ölümü gerçekleşti diyordu geçen okuduğum bir gazetede..Bir intiharmıydı acaba bu yoksa hastalık olarak mı adlandırılıyor günümüzde.Merak ettim ve okumadım haberin devamını tabiki..Merak herzaman yanıtsız sorularla zevkli olur benim için
o zaman merakın tadı çıkar gibi gelir bana.Ne sevdiğim kitapların romanların sonunu okurum ne de dinleğim müziklerin hayat hikayelerine karıştırıpda bakarım.Soruları içimde biriktirmek ayrı zevktir..Hepsi birikir içimde çıkartmam da dışarı pek öyle herkese de anlatmam..
Belki de ondandır zihin ölümüne merakımdaGerçekten de yapılar mi bu acaba denesek ağlayan olur mu o zihnin arkasından ya da hangi taraftadır o ağlayanlar onu da merak ettim şimdi bak..Zihnin ölümü yeni bir hayat sunabilir mi bize acaba
Pek tutarlı bir insan değilimdir daha çok o an aklıma geleni söylerim yazarım çalarım..Zaten öyle olmakla da övünürüm biraz da ama bu tutarsılığı yalanla yalancılıkla karşılaştırmayın ve karıştırmayın..Tutarlılık değişime kapalılıktırTutarlılık zihin ölümüne ağlmaktır belki de ..Şimdi ne olacak sorunu sormaktır..Gitti demektir belkide
İdealist olmak fena bir şey degildir lakin fanatizm boyutlarında aldatıcı olabilir kanımca ve fanatizmi de barındırmalıdır insan biraz da olsun..Tutuculugu dindarlığı komünizmi ve faşizmi aynı kefeye koyabilmelidir.O zaman tutarsızlık olur belki ama zihnin ölümüne ya da yeniden doğumuna yol alır.
Bazen tanrıyken bazen de tanrıdan korkarım.Aslında hemen herkese olur.En azından öyle tahmin ediyorum..Dagın tepesinde elleri açıp tanrıyım ben derken aynı anda yağan yağmur ve çakan şimşeklerle ilk yine tanrıya yalvaranlar vardır aramızda..Ben çok gordum o şimşeklerden hatta gökgürültülerinde bazen sağır olduğumu bilirim.Ama geçici olur hep sağırlığı bir daha tekrar duyabilmem için.
Önceki hayatında tanrı olan varmıdır acaba ya da ademin sonradan dünyaya gelip de tanrıtanımazlar arasında olduğunu düşünsenize..Komik olmaz mı tutarsızlık olmaz mı bence çok keyifli olabilir di :)
Acaba şuan zihin ölümü içinde olabilirmiyim.Aptal bir cümle oldu gerçekten.Bir kaç şey ölmüş ama sanırsam..
Zihnim yaşıyormudur ki şuan..Nasıl bilebiliriz ki..Merak ettim şuan açıkcası..Zihnim başkasına göre ölmüşmüdür ki..
Ya yaşıyorsa öldürmek için ne gereklidir..Bilen varsa anlatabilir bana biraz kendince..
Kanser agac
Tohumlar belki fazla sulanmış belki az orası bilinmez.Çocugun köklerinden 3 fidan çıkmış.Hemde darağacında da değil hepsi gerçek ve birer idealist olarak kök salmış dünya denen kkültablasına..Biri içkilerle uyutulurken digeri kur an sesleriyle uyutulmuş.Bir digeri bir faşizmin bir anarşizmin kollarında bulmuş kendini
Biri severmiş digeri nefret edermiş yaptıklarından ve bir sigara içimi hatta yakımı kadar fark varmış aslında aralarında.Kökler çabuk büyüyüp gövde olmaya başladıgında bir yanı asker bir yanı politikacı bir yanı sokakta yatan serseri olmak istemiş..
Hiç biri olamamış tabi bu gövde hatta hiçlerin hiçi olmaya bile çalışmış bir ara ki herşey olabileceğini zannetmiş ki biraz bunu başarmış.Dengesizliği ile hiçliğe adım atmaya çalışmış bazen başarmış bazen yanılmış çok ağlar olmuş ve butun yapraklarını dökmüş..Toparlanıp tekrardan yeşerdiğinde başka güneşlere tapar bulmuş kendini ve başka güneşe dönmüş yüzünü.Dün göügü güneşe gülmüş açmış yapraklarını yarını düşünmeden
.Çok geçmeden gece öldrümüş onu en sevgiği güneş ölürken.Güneşini kendinin oldurdugunu hiç düşünmeden uykuya yatmış.gÖVDELER Hİç bir zaman bir olamamış her kafadan ayrı ses çıkmış bir yaprak sarıyken digeri mavi açmış..Tıpkı soluyupda kendimizden geçtiğimiz mavilikler gibi.Diğeri maviyi hiç sevmemiş bir yaprak her gece maviye asılırken ciğerlerindeyken.
Mavi ona ne nefesi ne de ölümü çağırırmış halbuki herzaman ilk sefer aklına gelirmiş yeşilin ısrarıyla tatmış maviyi ve kırmızı gözleri beyaz dudaklarla birleşmiş bir akşam vakti.Güneşini ilk ozaman dondurduğunu biliyormuş gövde.Devamı çok da geçmeden bir tuvalet atığı olarak gelmiş gövdenin sahibine.Kökler lahamdan gelen suyla lanetlenmş.Her yaprak lanetlenmeye başlamış yavaştan .Yeni günün sabahında bir güneş doğmuş gövdeden habersiz tam dogudan ve birazdan batıdan diger yapraga gore..Gövde anlayamamış once algılamaya çalışmış ölüm planlarını kendini sararmaya bırakma planları biraz ertelenmiş.Yağmurlar kesilmiş
kimse oturmaz olmuş agacın govdesine kimse altında golgelenmez son yemeklerini yemez olmuş.Gövde memnunmuş son güneşinden derin derin nefes alıyormuş güneşin ışıklarından.yAPraklar sus pus olmuş ilk kez birlik olmuşlar ölüm korkusu sarmış belkide sevmişler yeni güneşlerini..Saklanmaya çalışmışlar gövdenin altında..Günler aylar boyle devam etmiş arada bir yagmur da yagmış govdeye..Takiii gövde deki yapraklar gövdeye tutunmaktan yorulana kadar..Birer birer dokulmeye başlamış yapraklar güneşlerini kıskanmaya yanlarındaki ağaçlara zehilerini saçana kadar...Ara ara yagan yagmurlar kesilmeye başlamış,
Değişim kaçınılmazmış çocuk sesleri eşliğinde kanser bir baba gibi nefes alıp verişi yavaşlamış gövdenin sesler çogalırken gece vakitleri..Artık gecelerden korkar olmuş gövde nefessiz kalacagından ve sabag güneşini gorememkten...,
Güneş bir sabah bir yaprak için dogar olmuş bir sabah diger bir yaprak için ..Yavaş yavaş solmaya başlmış gövde yaprakalarının çığlıklarından sıkılmaya başlamış.Oyuncaklarındn sıkılan çocuk gibi.Ve de büyüklerle konuşmayı küçüklerle oyun oynamaya tercih eden çocuk gibi.Artık ne ay ışıgı vuruyormuş ne de sabah oluyormuş gövdeye.yapraklarını atamıyormuş kurtulamıyormuş çocuklarından.Bir gece uzaklardan gelen bir sesle ölümünü solmayı beklemyei tercih etmiş gövde sıkılmış kulaklarıyla beraber..
Son bir kez ayına ve güneşne sesini yukseltmiş yaprakları sonsuz uykuya dalmadan önce..Güneş ertesi sabah belki kaybolmuş belki başka çiçeklere agaçlara konumuş orası bilinmez bütün yapraklarıyla beraber koca agaç gömülmüş topragın altına sessizce kendi başlarına hiç konuşan olmamış yapraklardan sessiz ve beyaz bir ölümmüş gövdenin ki
29 Haziran 2010 Salı
Ölüm Kralı
Tüketecek cesareti kalmayan kral yerden korkuyla kafasını kaldırmış ve üstünden geçen ölüm rüzgarına bakmış.
Daha fazla gücü kalmayan kral kolunu kaldırıpda ölümünün elinden tutamamış..Soğuk,ayaz bastırmaya başlamış.Ellerini sıkmaya ısınmaya çalışmış telkin etmeye çalışmış ama kendine bile yalan söylemeye hali yokmuş.Ölüm rüzgarı geçmiş üstünden bir kez daha beyazlarında beyazı..Koskoca bir hiç olmuş kral.Yığılıp ruhunun işkenceleri içinde çivilere bandırılmış.Geriye kalan ruhundan artıkları küçük parçalar halinde kölelerine verilmiş.Mumlar yakılmış ve çanlar sadece köleler içinmiş bu gece.Ölümden korkan ama ölümü soluyan bu kral havalı mezarında aslında en büyük korkusunu yaşar olmuş.
Akılhanedeki iki akıllı
Akıl hane deki 2 akıllı
Kaybolmuş gece de kaybolmuş okul çocukları parlıyor ayın gölgesini göremediğimiz çirkin yüzünde..Bir kaç tını var kulaklarda ileri gitmeden sızlatan ruhlarımızı. Bir ileri bir geri..Sabah olmadan ayın yüzünde karanlıklar devam ediyor ruhlar aleminden gezegenimize..
Nereye bağlanacağını bilmeden rüzgardan süzülen çöp poşetleri var ortalıkta.Ayağımda bir tanesi ve çok da ses çıkarıyor.Pervasızca kurtulmak istiyor gölün diplerine doğru
Yanımdaki beyazlık sessizce izliyor olan bitenleri.Resmi pek iyi olmasa da çizme peşinde içindeki yaratıkların dışavurumlarını.Bir kalem ardından bir kalem daha onlarca kağıt , boşa giden..Tahmini 2 saat geçiyor karanlığın içinden ve geçiş ücreti olarak binlerce beyin hücresini de alıyor bedenimizden..Damarlarımdaki tecavüzlerin bitmesiyle sakinleşen ruhum içilen sıcak bir çaydan sonra eriyen bir şeker gibi tortu bırakıyor bardakta..
Vücutta ki zehir kandan artık toprağa karışıyor hayasızca ve daha sonra yerin bin kat altına belki çıkıp tekrardan girmek için binlerce kez kanıma..
Saçmalıkların getirdiği bir sırada beklerken kırılan ayna sesleri yükseliyor altımdaki mazgallarda.Yerden çıkmaya çalışan beyazlık kalemlerini düşürmüşe benziyor lağıma..Tuvalinin üstü hala boş beyazlığın. Kim çizmek tamamlamak ister ki onu bu saatte ,bu karanlıkta, dumandan kör olmuş bu salonun kirli koltuklarında…Çok saçma oldu gibi aslında ya da sana öyle gelebilir.Üflenen neyin çığlıkları altında yazılan ,verilen ,kanla kundaklanan her söz gibi tecavüze uğruyor bedenim ay ışığın altında..Belki hala saçma gelebilir sana sen giderken yeni bir kalem almaya..Beyazlık ölüyor gecem de ve yeni bir beyazlık için kararıyor tekrardan.Ayın pis yüzü vuruyor camdan içeri ve toprakta çıkıyor zehir tekrardan ayaklarımızı gıdıklamak için.Sen uyuyor musun yoksa yine bir sonra ki resmin için tuvalinin fon rengini mi seçmeye çalışıyorsun?
23 Haziran 2010 Çarşamba
Şişe
Fahişe gecenin kırmızı ışıklarıyla sigaranın alevi birleşiyor gecenin sabaha kavuştuğu anlarda..Camlara vuran fa notası diyezini beklerken arkasından beklenen gürültü kopuyor yan evden.
Feryat figan çığlıklar yeşilin arttığı anda hücrelere işliyor sonsuzluk denilen saçmalığın saçları arasında.Gün doğmadan doğacak çocuklar yataklarında binlerce ahlaksız oyunlar oynuyor güneşin doğum gününü kutlamak için ve oyunlar sigaranın içindeki filtrelere saklanıyor pervasızca deve kuşu misali.
Işınlar yeterli olacak mı bedenini kurtarmaya ve denizin dalgaları ruhunu temizlemeye..Hurafelere inanmazsın peki neden bu kaşıntı bana söyler misin kaçırdığın onca nota nereye koşuyor ve nerede yorulacaklar ahlak dediğin bu işkencenin şişesinde…