29 Haziran 2010 Salı

Ölüm Kralı

Bir gün cennetin kapısından geçen kral rüzgarın etkisiyle yıkılıvermiş merdivenlerin önünde..
Tüketecek cesareti kalmayan kral yerden korkuyla kafasını kaldırmış ve üstünden geçen ölüm rüzgarına bakmış.
Daha fazla gücü kalmayan kral kolunu kaldırıpda ölümünün elinden tutamamış..Soğuk,ayaz bastırmaya başlamış.Ellerini sıkmaya ısınmaya çalışmış telkin etmeye çalışmış ama kendine bile yalan söylemeye hali yokmuş.Ölüm rüzgarı geçmiş üstünden bir kez daha beyazlarında beyazı..Koskoca bir hiç olmuş kral.Yığılıp ruhunun işkenceleri içinde çivilere bandırılmış.Geriye kalan ruhundan artıkları küçük parçalar halinde kölelerine verilmiş.Mumlar yakılmış ve çanlar sadece köleler içinmiş bu gece.Ölümden korkan ama ölümü soluyan bu kral havalı mezarında aslında en büyük korkusunu yaşar olmuş.

Akılhanedeki iki akıllı

Akıl hane deki 2 akıllı


Kaybolmuş gece de kaybolmuş okul çocukları parlıyor ayın gölgesini göremediğimiz çirkin yüzünde..Bir kaç tını var kulaklarda ileri gitmeden sızlatan ruhlarımızı. Bir ileri bir geri..Sabah olmadan ayın yüzünde karanlıklar devam ediyor ruhlar aleminden gezegenimize..

Nereye bağlanacağını bilmeden rüzgardan süzülen çöp poşetleri var ortalıkta.Ayağımda bir tanesi ve çok da ses çıkarıyor.Pervasızca kurtulmak istiyor gölün diplerine doğru

Yanımdaki beyazlık sessizce izliyor olan bitenleri.Resmi pek iyi olmasa da çizme peşinde içindeki yaratıkların dışavurumlarını.Bir kalem ardından bir kalem daha onlarca kağıt , boşa giden..Tahmini 2 saat geçiyor karanlığın içinden ve geçiş ücreti olarak binlerce beyin hücresini de alıyor bedenimizden..Damarlarımdaki tecavüzlerin bitmesiyle sakinleşen ruhum içilen sıcak bir çaydan sonra eriyen bir şeker gibi tortu bırakıyor bardakta..

Vücutta ki zehir kandan artık toprağa karışıyor hayasızca ve daha sonra yerin bin kat altına belki çıkıp tekrardan girmek için binlerce kez kanıma..

Saçmalıkların getirdiği bir sırada beklerken kırılan ayna sesleri yükseliyor altımdaki mazgallarda.Yerden çıkmaya çalışan beyazlık kalemlerini düşürmüşe benziyor lağıma..Tuvalinin üstü hala boş beyazlığın. Kim çizmek tamamlamak ister ki onu bu saatte ,bu karanlıkta, dumandan kör olmuş bu salonun kirli koltuklarında…Çok saçma oldu gibi aslında ya da sana öyle gelebilir.Üflenen neyin çığlıkları altında yazılan ,verilen ,kanla kundaklanan her söz gibi tecavüze uğruyor bedenim ay ışığın altında..Belki hala saçma gelebilir sana sen giderken yeni bir kalem almaya..Beyazlık ölüyor gecem de ve yeni bir beyazlık için kararıyor tekrardan.Ayın pis yüzü vuruyor camdan içeri ve toprakta çıkıyor zehir tekrardan ayaklarımızı gıdıklamak için.Sen uyuyor musun yoksa yine bir sonra ki resmin için tuvalinin fon rengini mi seçmeye çalışıyorsun?

23 Haziran 2010 Çarşamba

Şişe

Fahişe gecenin kırmızı ışıklarıyla sigaranın alevi birleşiyor gecenin sabaha kavuştuğu anlarda..Camlara vuran fa notası diyezini beklerken arkasından beklenen gürültü kopuyor yan evden.

Feryat figan çığlıklar yeşilin arttığı anda hücrelere işliyor sonsuzluk denilen saçmalığın saçları arasında.Gün doğmadan doğacak çocuklar yataklarında binlerce ahlaksız oyunlar oynuyor güneşin doğum gününü kutlamak için ve oyunlar sigaranın içindeki filtrelere saklanıyor pervasızca deve kuşu misali.


Işınlar yeterli olacak mı bedenini kurtarmaya ve denizin dalgaları ruhunu temizlemeye..Hurafelere inanmazsın peki neden bu kaşıntı bana söyler misin kaçırdığın onca nota nereye koşuyor ve nerede yorulacaklar ahlak dediğin bu işkencenin şişesinde…